İçeriğe geç
Hayattan Bir Haber

Günlük hayatın ipuçları, burçların kendine has renkleri

İlişkiler 4 dk okuma Banu Ertem

Söz Verip Tutamamak ve Güvenin Onarılması

İlişkileri yıpratan çoğu zaman büyük kavgalar değil, tutulmayan küçük sözlerdir. Güvenin nasıl aşındığı ve adım adım nasıl onarıldığı.

İlişkilerde en çok yıpratan şey büyük kavgalar değil, sıklıkla küçük sözlerin tutulmamasıdır. "Yarın hallederim", "akşam ararım", "bu hafta sonu birlikte yaparız" gibi cümleler kolayca kurulur ve kolayca unutulur. Tek başına her biri önemsiz görünür; üst üste bindiklerinde ise karşı tarafta sessiz bir sonuç oluşur: bu kişinin söylediği şey, olacak şeyle aynı değil. Güven tam olarak bu noktada aşınmaya başlar.

Söz neden güvenin birimi sayılır?

Güven soyut bir duygu gibi görünse de pratikte oldukça somut bir hesaplamaya dayanır: kişinin söyledikleri ile yaptıkları arasındaki tutarlılık. Bir söz verildiğinde karşı taraf plan yapar, bekler, bazen başka seçenekleri eler. Söz tutulduğunda yalnızca iş halledilmiş olmaz, aynı zamanda "bu kişiye göre plan yapılabilir" bilgisi pekişir. Tutulmadığında ise kaybedilen şey o küçük iş değil, gelecekteki cümlelerin ağırlığıdır.

Sözler neden tutulamaz?

Sözünde durmayan insanların çoğu kötü niyetli değildir. En yaygın sebep, o anki iyi niyetin gerçekçi olmamasıdır. İnsan bir şeyi vaat ederken kendini gelecekteki en enerjik, en boş, en düzenli hali gibi hayal eder. İkinci sebep, hayır demenin zorluğudur; reddetmek yerine kabul edip sonra kaçmak kısa vadede daha kolay gelir. Üçüncü sebep, sözün belirsiz kurulmasıdır: ne zaman, ne kadar ve tam olarak ne yapılacağı konuşulmadığında herkes farklı bir şey anlar.

Dördüncü sebep aşırı yüklenmedir. Aynı hafta içine sığmayacak kadar çok taahhüt veren kişi, hangi sözü tutarsa tutsun bir başkasını çiğnemek zorunda kalır. Beşinci sebep ise takip eksikliğidir; söz veren kişi gerçekten yapmak ister ama hiçbir yere not almadığı için söz zihinden silinir. Bu son grup en kolay düzeltilebilen gruptur.

Karşı tarafta ne olur?

Tutulmayan sözün etkisi genellikle öfkeden önce şaşkınlıkla başlar. Ardından beklenti aşağı çekilir. Kişi artık aynı isteği dile getirmez, çünkü dile getirdiğinde ne olacağını öğrenmiştir. Bu sessiz geri çekilme çoğu zaman kavgadan daha tehlikelidir; çünkü ortada tartışılacak bir sorun kalmamış gibi görünür. İlişki dışarıdan sakin durur ama içerideki bağ giderek incelir. Uzun vadede en sık duyulan cümlelerden biri şudur: "Artık bir şey istemiyorum, çünkü zaten olmuyor."

Onarımın ilk adımı: net kabul

Güven onarımı özürle başlar ama her özür işe yaramaz. Açıklamayla dolu, "ama şu oldu" ile devam eden ve karşı tarafın tepkisini abartılı bulan bir özür, kabul değil savunmadır. İşe yarayan kabul üç parçadan oluşur: ne yapıldığının açıkça söylenmesi, karşı tarafta yarattığı etkinin tanınması ve bahane eklenmemesi. "Sana pazartesi arayacağımı söyledim, aramadım. Sen beklerken boşa vakit harcadın." cümlesi, uzun bir açıklamadan daha etkilidir.

İkinci adım: telafi değil davranış

Güven, söz veren tarafın bir sonraki davranışıyla onarılır. Hediye, uzun mesaj ya da yoğun bir duygusal ifade kısa süreli rahatlama sağlar ama tutarlılığın yerini tutmaz. Onarım, bir sonraki küçük sözün eksiksiz tutulmasıyla başlar. Bu yüzden onarım döneminde büyük vaatlerden kaçınmak gerekir. "Bundan sonra hep yanında olacağım" cümlesi ölçülemez; "cuma akşam sekizde arayacağım" cümlesi ölçülebilir ve tutulduğunda gerçek bir kanıt üretir.

Üçüncü adım: söz verme biçimini değiştirmek

Tekrarlayan bir sorun varsa çözüm daha çok çabalamak değil, söz vermeyi yeniden düzenlemektir. Bunun birkaç pratik yolu vardır. Hemen cevap vermemek ilkidir: "Bir bakayım, akşama kesin söylerim" demek, tutulamayacak bir evetten daha güvenilirdir. İkincisi, sözü tarihlendirmektir; tarihsiz söz, sözden çok temennidir. Üçüncüsü, sözü not almaktır. Dördüncüsü, kapsamı küçültmektir; yapılabilecek olanı vaat etmek, tamamını vaat edip yarısını yapmaktan daha iyi sonuç verir.

Söz verilen tarafın rolü

Onarım tek taraflı yürümez. Kırılan tarafın da yapabileceği şeyler vardır. Bunların ilki, beklentiyi açıkça söylemektir; "anlaması gerekirdi" varsayımı çoğu zaman gerçekleşmez. İkincisi, tutulan sözleri görmezden gelmemektir. Yalnızca aksaklıkların konuşulduğu bir ilişkide, düzelen davranışın da bir karşılığı olmaz ve motivasyon düşer. Üçüncüsü, güveni tek seferde geri vermek zorunda hissetmemektir. Güven bir anahtar değil, kademeli bir ölçektir.

Ne zaman mesele daha derindir?

Tutulmayan sözler bazen dağınıklıktan değil, isteksizlikten kaynaklanır. Kişi aslında o şeyi yapmak istemiyordur ama bunu söylemek yerine kabul edip erteliyordur. Bu durumda düzenlenmesi gereken şey takvim değil, konuşmanın kendisidir. Neyi yapmak istemediğini açıkça söyleyebilen biri, sürekli erteleyen birinden daha güvenilirdir. Hayır demek ilişkiyi kısa vadede zorlar ama uzun vadede güveni korur.

Güvenin onarımı, tek bir konuşmanın sonucu değil zamanla biriken küçük tutarlılıkların toplamıdır. Verilen sözün ölçülebilir olması, tutulmadığında açıkça kabul edilmesi ve bir sonraki sözde davranışın düzeltilmesi, çoğu ilişkide yeterli olur. Aşınma yavaş olduğu gibi onarım da yavaştır; ama yön değiştiğinde bunu ilk fark eden, çoğu zaman kırılmış olan taraftır.